Yapay zekâ teknolojisi yaşamın tüm alanlarını hızla dönüştürerek yeni bir ekosistem kuruyor. Özellikle büyük dil modelleri (LLM) gibi üretken yapay zekâ teknolojileri, tarihte ilk kez bu kadar büyük ölçekli bir kitle tarafından çok hızlı bir şekilde benimsenerek kullanılmaya başlandı. Yapay zekâ teknolojilerinin sunduğu fırsatlar tüm ekonomiler için değerlendirilmeye çalışılırken, beraberinde getirdiği riskler de görünür hâle gelmeye başladı.
Özellikle LLM’ler bağlamında ciddi bir epistemik krizin boyutları ortaya çıkmaktadır. İnsanlığın bilişsel süreçlerini taklit eden bir makinenin doğasının yanlış değerlendirilmesi ve insanın yerine ikame edilmesi, yeni bir kriz alanı yaratmaktadır. İnsan dünyayla ilişkisini hakikat, değerler ve sorumluluklar üzerinden kurarken, yapay zekânın hakikatle bir ilişki iddiası olmadığı gibi sorumluluğu da bulunmamaktadır. İnsan yargısı algıdan nedenselliğe, bellekten değerlere uzanan çok boyutlu bir sürecin ürünü iken, LLM’lerin yargısı yüksek boyutlu bir olasılık uzayında bir sonraki kelimeyi seçme işlemine dayanmaktadır.
Yapay zekâ sistemleri veriler ve algoritmalar üzerinden çalışmakta; hakikat uzayında değil, olasılıklar uzayında hareket etmektedir. Yanlılıklar ve halüsinasyonlar gibi sorunlar da bu yapı içerisinde ortaya çıkmaktadır. Özellikle yapay zekânın bilinç, sorumluluk ve niyetten yoksun olmasına rağmen bir fail gibi eyleyebilmesi, önemli etik sorunları beraberinde getirmektedir. Üretilen çıktıların hakikatle kurulan ilişkinin yerini almaya başlaması ve sorumluluğu olmayan bir nesnenin epistemik bir özne gibi davranması, günümüzdeki temel kriz alanlarından birini oluşturmaktadır.
Bu nedenle sorun yalnızca modellerin daha iyi eğitilmesi veya doğruluk oranlarının artırılmasıyla çözülebilecek bir performans meselesi değildir; aynı zamanda yapısal bir meseledir. Yapay zekâ sistemleri ne kadar ikna edici olursa olsun, epistemik özne değildir. Bu sistemleri böyle konumlandırmak bireysel yargıyı ve kurumsal sorumluluğu aşındırabilir. Üretici yapay zekâ çağında asıl mesele, yargının kimde kaldığı ve failin kim olduğudur. İnsan yargısını koruyacak epistemik, kurumsal ve ahlaki sınırların yeniden düşünülmesi, adil, sahih ve insan merkezli bir gelecek açısından büyük önem taşımaktadır.














